27 Şubat 2015 Cuma

Havasından suyundan, etinden sütünden...

Arkadaş bir memleketin eti, sütü, sebzesi, suyu bu kadar mı farklı olur alıştıklarımızdan :)

Burda insanlar musluk suyu içiyor, İstanbul'da en son ilkokuldayken falan musluk suyu içmiştim herhalde. Su çok kireçli, iki günde kettle ın içi kabuk kabuk oluyor.

Tüm mevsimlerin meyvesi, sebzesi var ve fiyatları uçuk değil. 10 sene önce Maldivler'de tanıştığımız mango steam ile burda karşılaşmak çok keyifli oldu doğrusu.

Kıymalar çeşit çeşit, hayatımda ilk kez kıyma alıyormuşum gibi yarım saat et reyonunun önünde etiket okuyorum.Yok Angus'u yok Aberdeen'i.. Bana Trakya ya da Güneydoğu danasıyla gel arkadaş.. Bir de etiketlerde içindeki yağ oranı yazıyor, biz İstanbul'da kasaba gidip az yağlı / köftelik / yemeklik / orta yağlı vs demeyi biliriz, %10, %15, %20 yağ neymiş.. Bu oranlar bana birşey ifade etmediği için %20 yağlı kıyma aldım, yaptığım köfte o kadar yağlı oldu ki elimden ayırıp şekil veremedim. Ben bir dünya söylenince Ayhan çareyi Londra'da Türk kasapları Google lamakta buldu :)

Markete gidip yumurta ve süt almak da ayrı bir zeka testi. Yumurtalar boyundan tavuğun çeşidine kadar sınıflandırılmış, serbest dolaşanı, çiflikte yumurtlayanı, küçüğü, orta boyu,büyüğü..Aaayyy yumurta ayol altı üstü, kafamı karıştırmayın bu kadar :)

Hele o süt yok mu süt, o süt kabusum oldu.. Organik, tam yağlı, yarım yağlı, yağı azaltılmış, yağsız, laktozsuz vs vs. Bilmiyorum ya gittim "whole milk" yani normal süt aldım. Süt resmen tatlı, süt sevmeyen ben günde iki bardak süt içer oldum. Çınar zaten süt delisi, mümkünse hayatını sadece süt içerek geçirecek, o da bayıldı süte, günde yarım litreden fazla süt içmeye başladı. Birkaç gün sonra günde 1-2 kez fışkırtarak kusmaya başladı. Hava soğuk, ev aradığımız için devamlı yağmurda soğukta sokakta geziyoruz, çocuk üşüttü dedim. Yaklaşık bir hafta sonra kusmanın sütten olduğuna uyandım. Sütü kestik kusmalar bitti ama bu süreçte Çınar koltuk, halı, annenin saçı başı, babanın üstü başı gibi muhtelif yerlere imzasını bıraktı :) Yeniden çocuğa süt vermek istiyorum ama cesaret edemiyorum :)

Yeneceğim sizi Londra'nın eti, sütü, yumurtası... ama teker teker gelin!!!

23 Şubat 2015 Pazartesi

Türkiye'den gidelim de hangi ülkeye gidelim?

Türkiye'den ayrılmaya karar verdiğimizde aklımızda birkaç ülke vardı. Hepsinin iyice araştırılması ve artılarının eksilerinin iyi analiz edilmesi gerekiyordu. Her potansiyel ülke için danışmanlarla görüşüp, seminerlere katılıp, o ülkelerde yaşayan tanıdıklarla mailleşip, internette araştımalar yapıp şu analizleri yaptık:

Avustralya
+ Göçmen ülkesi
+ Huzurlu , sakin, kavgasız, gürültüsüz ülke

- Türkiye'ye çok uzak
- İyi eğitimli göçmen adaylarına çok doymuşlar, bizim gibi işletme iktisat mezunlarıyla ilgilenmiyorlar. Boru ustası veya boyacı olursanız ülkenin sizi tercih etme ihtimali çok daha yüksek.
- IELTS den en az 6,5 almak gerekiyor. Bazı durumlarda ise en az Academic 7 almak lazım.
- State Sposorship diye birşey var, bazı eyaletler hangi meslekte insana ihtiyacı varsa ona ekstra puan veriyor.
- State Sponsorship ile giderseniz devletin gösterdiği bölgede yaşamak ve çalışmak zorundasınız, bu bölgeler de genellikle daha düşük sosyo ekonomik nüfusun yaşadığı bölgeler.
-Devlet vatandaş olana kadar sağlık ve okul giderlerine karışmıyor.

Canada
+ Göçmen ülkesi
+ Huzurlu, sakin, yaşayanlar memnun

- Türkiye'ye uzak.
-Benim mesleğim aranan meslekler listesinde değil ama finansçı aradıkları için Ayhan üzerinden gitmek bir alternatif.
- Ayhan finansçı olarak başvuracaksa IELTS Academicten 7 alması gerekiyor.
- Canada'ya turist vizesiyle gidip göçmenlik için başvurulabiliyor. Sürecin sonuçlanması 3 yıl ve bu sürede devlet ülkede kalmanıza izin veriyor ama çalışma izni vermiyor. Yani ya 3 yıl boyunca kendinizi finanse edeceksiniz yada Türkiye'de mevcut düzeninizi devam ettirerek bekleyeceksiniz. Bu arada 3 yılın sonunda da sizi kabul edeceklerinin garantisi yok.

Baktık ki bu iki seçenek de bizim koşullarımıza uymuyor Ankara Anlaşması'nı araştırmaya başladık. Bu anlaşmaya göre Türk vatandaşları İngiltere'de kendi işini kurup herhangi bir devlet yardımı almadan geçineceğini kanıtladığında 1 yıllık çalışma ve oturma vizesi alabiliyor. Böyle söyleyince çok kolay gibi görünse de dosyanın çok iyi hazırlanması lazım. Özellikle son zamanlarda kimseyi almak istemiyorlar o yüzden de dosyalar çoğunlukla red alıyor.

Ankara Anlaşması'na başvuranlar iki yol izliyor, biri turist vizesiyle İngiltere'ye gelip burdan Ankara Anlaşması'na başvurmak diğeri de başvuruyu Türkiye'den yapmak.
Biz ikinci yolu izledik, başvuru dosyamızı İngiltere'deki bir avukat ve muhasebeciyle hazırladık ama Türkiye'den başvurduk. Muhasebeci neden gerekli derseniz dosyanızda yapacağınız işin detaylarını içeren bir business plan olmalı.

Başvurunun sonuçlanma süreçleri arasında da ciddi fark var, Türkiye'den yaklaşık 2-3 haftada cevap alıyorsunuz ama cevabın negatif olma ihtimali daha yüksek. İngiltere'den başvurduğunuzda cevabın gelmesi 6 ayı bulabiliyor ama burdan daha az red veriliyormuş.

Bunlar bizim yaşadıklarımız ve kendi doğrularımıza göre verdiğimiz kararlar.
Niyeti olanların kendileri için en doğru yolu seçmeleri dileğiyle :)

20 Şubat 2015 Cuma

Gitmek mi zor kalmak mı zor?

Eminim herkes için bu sorunun cevabı farklı. Kimisi için kalmak daha kolay, içinde bulunduğu durumdan memnun olmasa bile alışkanlıklardan vazgeçemediği için, alternatif planın getireceklerinden korktuğu için, herşeye rağmen bulunduğu yeri sevdiği için.. Kimisi için ise kalmak zor, göz göre göre herşey daha kötüye gittiği için, bu gidişatı değiştirecek güçte olmadığı için, içinde bulunduğu durumdan hergün daha da fazla mutsuz olduğu için.. Bunun doğrusu, yanlışı, yargılanacak bir tarafı yok. Hayat seçimlerden ibaret ve hepimiz kendi seçimlerimizi yaşıyoruz.

Bize  kalmak zordu. Kendimiz olamadığımız, gidişattan mutlu olmadığımız, çocuklarımız için endişelendiğimiz için vs vs.. gitmeyi seçtik. Karar vermek hiç kolay olmadı. Biri 7 diğeri 1,5 yaşında iki çocukla kültürünü, semtini, yaşayış şeklini, kanununu bilmediğimiz bir ülkeye ailelerimizi arkamızda bırakıp gitmek boğazımıza yumruk, kalbimize taş olup oturdu. Öte yandan ülkemize ihanet mi ediyoruz, hiçbir şey yapmıyoruz anca Facebook'a tatlısu isyankarlığındayız durumu da ruhumuzu çok yordu. Sadece sandıkta bir oyduk ve oyumuz da hiçbir işe yaramıyordu.

Hangi ülkeye gitsek araştırmaları Avustralya ile başladı, Canada ile devam etti sonunda UKde son buldu. Uzun ve zorlu bir süreçten sonra vizemizi alıp geldik.

Ülkeden taşınma sürecinde her kafadan bir ses çıktı. Biz toplumca kendi doğrumuzu karşımızdakine doğru kabul ettirmeyi çok severiz ya, kimi zaman iyi kimi zaman kötü niyetli çok yorum geldi. Bizim yaptığımız yapmak isteyenler, bizi çok cesur bulanlar, alkışlayanlar, çocuklarınızı kurtarıyorsunuz diyenlerin yanında yapamazsınız, öyle kolay mı başka ülkede yaşamak, çocukları anneanne/babaanne/dede/dayı/amca dan koparmaya ne hakkınız var, Londra çok pahalı, giden birkaç ay sonra koşa koşa dönüyor diyenler de çoktu.
Ne olacak biz de bilmiyoruz. tek bildiğimiz bunu denemeseydik bundan 10 yıl sonra denemediğimiz için çok pişman olurduk. Ya denedik ama yapamadık diyeceğiz ya da iyi ki denedik ve taşındık...Kim bilir... Zaman bilir..

"Hayatın alt üst olur diye korkma,hayatının altının üstünden iyi olmayacağını nerden biliyorsun" demiş Mevlana. Biz de bir altına bakalım hayatımızın, belki daha iyidir :)

Gizem